Kadınları Koruyalım ama Erkekleri Kim Koruyacak?

0
26
Kişi Okudu

Son yıllarda düşmesi gerekirken orantısız şekilde artan kadın cinayetleri sayısı vahim durumlara ulaşmaya başladı. Bunun dışında ulaşabildiğim bilgiler arasında istatistiksel olarak tecavüz olaylarının bir nebze olsa düşmesi ve son yıllarda tekrar yükselişe geçmesi de iyimsenecek düzeyde değil.

Ben de bu yazımda kadına karşı uygulanan şiddet, erkeğin bu durumda nasıl tepki verdiği, bu konularda caydırıcılık nasıl olmalı, kadına ve erkeğe karşı güvenlik önlemleri nasıl olmalı bu konularda fikirlerimi sizinle paylaşacağım.

Kadına Yönelik Şiddet ve Tecavüz Raporları

İnternette yapmış olduğum araştırmalarım sonucunda kadın cinayetleri istatistikleri korkutucu şekilde yükselmekte ve görülen o ki kanunlar ve caydırıcılık önlemleri işe yaramamaktadır.

 

2008 yılından bugüne kadın cinayetleri raporu

2008 80 Hayat
2009 109 Hayat
2010 180 Hayat
2011 121 Hayat
2012 210 Hayat
2013 237 Hayat
2014 294 Hayat
2015 303 Hayat
2016 328 Hayat
2017 409 Hayat
2018 (Ocak ve Şubat Ayları) 47 Hayat

 

Geçen 10 senede %500’ün üstünde bir artış gösteren kadın cinayetleri malesef önlenmez şekilde devam etmekte ve bu konuda kanunlar yetersiz kalmaktadır.

Dünya tecavüz raporuna göre ise 2008 sonrası istatistikler bulunmaması sebebiyle sadece bulabildiğim istatistikleri yazacağım.

2003 yılında 1604
2004 yılında 1638
2005 yılında 1694
2006 yılında 1783
2007 yılında 1148
2008 yılında 1071 kadın tecavüze maruz kaldı.
2008 yılına kadar %50’ye yakın bir düşüş bulunmasına rağmen son 10 yıllık dönemde sayılar nelerdir bilinmemektedir.

Kanunlar ve Caydırıcı Önlemler Neden Yetersiz?

Bu suçlar için verilen cezalar nedense medyada gösterilen tepkiye göre verilmekte, bu da cezanın caydırıcı olmasını engellemekte. Eğer televizyon kanallarında, gazetelerde ve sosyal medyada gösterilen tepki çok ise verilen ceza doğru orantılı olarak yüksek, kimsenin bilmediği bir suç işlenmiş ve tepki gösterilmemişse verilen cezalar çok az olmaktadır.

Benim görüşüm kadın cinayetlerinde ( sadece kadın cinayetleri değil işlenmiş tüm cinayetlerde olmalı ) ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmeli ve ömrü boyunca ceza alan kişi gerekli önlemler alınarak çalıştırılmalı. Hatta suç işlemiş herkesin çalıştırılması ve ülkeye bir katkısı olması daha uygun olacaktır. Bir can almanın bedeli birkaç yıl hapiste yan gelip yatıp, yediği içtiği hazır olarak gelmesi ve sonrasında hiçbir şey olmadan topluma karışması gibi bir durum olmamalıdır. Tabiki hata sonucu, bilinmeden ve hafifletici sebepleri olanlar için de işlenilen suçun derecesine göre ceza verilmeli veya verilmemeli.

Tecavüz suçlarında ise kimyasal hadımdan da öte bir ceza verilerek tecavüz suçu işleyen erkeğin işlediği suç kesinlik kazanınca fiziksel olarak hadım edilmesi daha uygun olacaktır. Hadım cezasının dışında toplum yararına yapabileceği bir işi verilecek uygun bir süre boyunca çalışarak bir ceza daha verilmeli.

Çocuk tecavüzcüleri konusunda da daha ağır cezaların verilmesi, gerekirse hadım cezasına müebbet hapis cezası da verilerek böyle kişilerin toplumdan uzakta tutulmasından yanayım.

Tabi ki bunların dışında suçların işleniş şekilleri vb. durumlar göz önüne alındığında idam cezası verilmesi verilecek tüm cezalardan daha da iyi olacaktır. Hatta bunun için detayları ile hangi suçlara idam cezası verileceğini açıklayan bir raporu halka açıklayarak referanduma gidilmesi taraftarıyım. Bu durumda idama evet diyecek ilk kişilerden biri olduğumu da belirtmek isterim.

Kanunlardaki Açıklar ve Sömürülen Erkekler

Kanunlarımız bir çok konuda kadınları fazlasıyla korumaktadır. Bunlara en iyi örnekler; kadına şiddeti önlemek için verilen panik butonu, evlilik sonlandırmalarında nafakanın neredeyse tüm şartlarda kadına bir hak olarak verilmesi ve polislerimizin sonu ölümle bitme ihtimali yüksek olan aile içi şiddete karşı verdikleri hassasiyet olabilir. Fakat malesef erkeği koruyan neredeyse hiç kanun yok. Bu da suistimal edilebilir bir durum oluşturuyor.

Fakat birçok kadın vatandaşımız sadece kendini düşünerek bazı durumlarda çıkarcılık (hatta daha fazlasını) yaparak erkeği adeta sömürmekte ve ömrü boyunca rahat bir yaşam sürerken erkeğin hayatını rezil etmektedir.

Bunlara birkaç örnek bile verebilirim.

Öncelikle evlilik ile ilgili konularda tüm kanunlar kadınlardan yana. Evlilik süresine bakılmaksızın kadına nafaka ödenmesine karar kılınabiliyor. Bu durumda kadınlar 1 ayı bile bulmayan evlilik gerçekleştirip ayrılma yoluna gidiyor. Bu sayede ömür boyunca hiç çalışmadan para kazanmış oluyorlar.

Hatta şahit olduğum bir olayda bir tanıdığımın almış olduğu ikinci el telefon birkaç gün sonra çalıntı olduğu gerekçesi ile kapatıldı. Karakola gidip şikayetçi olundu, telefonun alındığı yer ile görüşülmesi ve polisin yapmış olduğu çeşitli araştırmalar sonucunda her şey çözüldü. Kocası ile tartışan bir kadının telefonu önce satıp, sonra da karakola çalıntı başvurusu yapması sonucu telefon kapatılmış. Bu durumda adam karısından şikayetçi olmak istediğinde ise olamayacağı çünkü tartıştığı için suçlu olduğu, evli oldukları için de telefonda kadının da hakkı olduğu cevabını alıyor.

Kısaca şu anki kanunlara göre erkek olmak, kadına karşı suçlu olmak demektir.

Evli olan kadın kocasına istediği bir şeyi yaptırmak için çok basit bahanelerle dava açabiliyor, karakola gidip şikayetçi olabiliyor. Hatta kocası cinsel ilişkiye girmek istiyor diye, eve geç geliyor diye, eve para bırakmıyor diye yapılan şikayetler mevcut. Daha da kötüsü bu durumlardan ceza alan erkekler de mevcut.

Erkeği kanunlar nasıl koruyacak?

Erkekler, kadınlar tarafından karşılıksız para ve istediklerini yaptıracağı bireyler olarak görülmeye başlandı. Bu ne yazık ki erkeğin hayatını iyice zora sokmaktadır. Yazımda daha önce de dediğim gibi eve geç geliyor, eve para bırakmıyor, cinsel ilişkiye girmek istiyor (ki şahsen bunun suç olan kısmını anlamakta zorlanıyorum) erkeklere ceza verilmesi yerine aile terapistine yönlendirilmesi ve mecbur bırakılması daha uygun olacaktır.

Herhangi bir kadın şikayetinde erkeğe ceza vermek, erkeğe caydırıcılığından çok sebeplerin saçma olması sebebiyle intikam duygusu ve aile kurumunun sona ermesine kadar götüren sonuçları olabilmektedir. Kadın da çalışıyor olsa dahi alacağı nafaka ile zaten hayatını rahatlıkla sürdürecektir.

Nafaka konusunda ise erkeğin ömür boyu kadına mecburi para ödemesi gibi bir durum oluşması erkeğin para kapısı olarak görünmesini sağlamaktadır. Bunun yerine evliliğin süresi kadar nafaka ödenmesi, erkeğin gelirine oranla bir nafaka belirlenmesi de gerekmektedir. Hatta ayrılma konusunda hayat standartının düşeceği eşe verilmesi gereken nafaka, kadına hak olmuş durumdadır. Bunun önlenmesi gerekmektedir.

Ayrıca erkeğe yönelik psikolojik şiddet ise aşırı derecede artmış durumda. Eşlerin polise şikayet etme tehditlerine varacak kadar aile içi ilişkiler vahim duruma çıkmış. Kadınların sözlü olarak davranışları git gide daha kötü duruma ulaşmıştır. Tüm bunlara karşılık erkeğin bağırması bile yetmektedir.

Neden anlaşamıyoruz?

Kadın ve erkek olarak tahammül sınırlarımız yerlerde. En ufak bir şeye tahammül edemiyoruz, sosyal medyanın, arkadaşların ve çevrenin etkisi ile birbirlerimizin kusurlarını örtmek yerine bu kusurların üstüne gidiyoruz.

Yaptığımız hatada ısrarcı olmamız, kolayımıza gelen ne ise onu yaşamamız hayat kalitemizi aşağılara çekiyor. Aile içinde eşler arasında yaşanan ve aslında çok ufak sebeplerden dolayı çıkan kavgalar bırakın ceviz kabuğunu, incir çekirdeğini bile doldurmayacak sebeplerden oluşmaktadır.

Beraber geçirilen vakit televizyon önünde, ortak eğlenceler ise sanal dünyada yaşanmaktadır. Birbiri ile konuşmayan bireyler olarak kendimizi bir smiley ile ifade edebildiğimizi sanmaktayız. Kendi düşündüğümüz şeyi karşımızdakinin de kayıtsız şartsız kabul etmesini istemekte ve bunu diretmekteyiz.

Arkadaşlar ile vakit geçirmeyi, aile ile vakit geçirmeye tercih etmelerimiz bile aile içindeki kopukluğu göstermektedir. Hatta karşı tarafın ailesine senin annen ve senin baban denmesi bile aile olunamadığını göstermektedir.

Bu kadar eksikliğimiz varken bu tür sorunların yaşanması aslında kaçınılmaz. Kadın erkeği kendisine bakması gereken adam, adam da kadını cinsel obje olarak görmeyi bırakması ve birbirleri için vakit geçirmeleri birçok sorunu kendiliğinden çözecektir.

Şunu da unutmayalım. Hiç kimse özgür değildir. Aile içinde kadının erkeğe, erkeğin ise kadına karşı sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar sebebiyle eşlerin özgürlükleri birliktedir. Kadının izin vermediği durumlarda adam, adamın izin vermediği durumlarda kadının peki demesini bilmesi gerekir. Erkek için bu kılıbıklık değil, kadın için bu bağımlılık değil eşine duyduğu saygıdır.

Saygımızı ve sevgimizi yitirmeden, ailemizle birlikte daha mutlu yaşamak için elimizden geleni yaptığımız bir ömür yaşamamız dileği ile

Mutlu etmek, mutlu edilmenin anahtarıdır…

BU İÇERİKLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

CEVAP VER

Lütfen Yorum Yapın
Buraya isminizi yazın